Psikolojik Saçmalatmacalar

Yaşça benden büyük abilerimin sürekli olarak söyledikleri şey; “Uğur dışarı çık”, “Uğur biraz sosyal ol”, “Uğur kız arkadaşı edin” gibi gibi şeyler uzuyorda gidiyor. Aslında beni düşünerek bu cümleleri sarfettiklerini biliyorum fakat içsel nedenleri sorgulamadan bu tür teşhis koymaları çok yapmacık geliyor. Bana yapmacık gelen eleştirileri de çok rahat gözardı ediyorum. Dünyaya, olaylara ve insanlara gelişi güzel bakmaya başaran bu kişiler için hayat iyi ve dünya dönüyor. Sonuç odaklı çalışan beyinler, olumsuzluklara karşı susmayı ve adapte olmayı öğrenmiş durumdalar. Sorgulamadan ezbere yaşamayı benimsedikleri apaçık ortada. Asosyal olmadığımı düşünüyorum. Sadece dışarıdaki dünyanın kirli yüzüne hergün tanık olmak hoşuma gitmiyor.

Günümün uyku ve zorunlu olan ihtiyaçlarına ayırdığım zaman diliminin dışındaki kalan sürenin %90′nını bilgisayar karşısında geçiriyorum. Fakat daha sakin ve huzurlu bulduğum burası diğerleri tarafından sıkıcı bulunuyor. Elbette bir çok arkadaşım var saçmalamayın; hatta arada dışarı içmeye ve dolaşmaya çıkıyorum, yine sinemaya gidiyorum falan ama insanların sorumsuz ve aşırı duyarsız tavırlarına karşı olan rahatsızlığım, benim için dışarının çok çekici gelmemesine neden oluyor. Sokaklar, diğer insaları önemsemeden hayvan gibi yürüyen yaratıklarla dolu. Cinayetler, tecavüzler, kavgalar vsvsvsvs…. Kaldı ki tam anlamıyla anlaşabildiğim arkadaşım da az aslında ve beni tam olarak anlayabilen insanla henüz tanışmak nasip olmadı. Daha doğrusu artık insanları kendime yaklaştırmamaya (düşünsel ve duygusal olarak) çalışıyorum. Dertleşme ortamında bile insanların sizin sorunlarınızla gerçekten ilgilenmedikleri, sırf yapmak zorunda olduklarını düşündükleri için cümleler kurduklarını görmemek için aptal olmak gerekiyor. Sanırım biraz da kendimi ifade etmemde bazı sorunlar var. Sonuç olarak elbette kimsenin bizim sorunlarımızla ilgilenmeleri gerekmiyor. Herşey tıpkı bizde başladığı gibi bizde bitiyor. O zaman dışarıda bu insanlarla neden vakit öldüreyim ki? Şahsen vaktimi sonu olmayan boş muhabbetlerle harcamak istemezdim.

Özellikle dişi cinsiyeti hakkında konu açıldığında ise duygusal anlamda artık anında duraksıyorum. Bu konuda çok tecrübeli olduğum söylenemez. Fakat elbette gönlümü verdiğim 1-2 kişi oldu ama bu kişiler de itinayla yalanlarına alet ettiler. Bir insanı ne kadar çok düşünürsen, o kişi seni o kadar çok dağıtıyor. Bu da bizi insanlara ilgi göstermememiz gerektiğine götürüyor. Haksız mıyım? Ama bu seferde olayın mantığından çıkmış olmuyor muyuz sizce? Bu dişi cinsiyeti nasıl bir yaratılımdır anlamış değilim fakat bu kadar egoist ve bencil bir yaratılım yoktur dünyada. Caddede yanımdan geçen bayanların sohbetlerine ister istemez kulak misafiri oluyorum. Arkadaşlarımın sevgilileriyle yaşadıkları sorunları dinliyorum. Çevremdeki bayanları gözlemliyorum. Hepsinde çıkan ortak payda bir sürü gereksiz sohbet ve uğraşlar. Haddime değil yargılamak; sadece kendi fikrim bu şekilde. Şuana kadar çıktığım kızlar içerisinde de 1 tanesi akıllıydı, o da bıraktı zaten (fazla aklı başındaydı :p ). Onun dışındakiler + tanıdığım diğer dişiler oldukça egoist ve boş düşünce olarak betimleyeceğim hareketleri sergiliyor. Aşk gerçekten nedir? Uğraşmaya değer mi? Şahsen aşkın olduğu yerde mantığın olmayacağına inanan birisiyim. Kaldı ki bir gönül kırıklığı yaşarken yazdığım buradaki yazıda bu konudan da bahsetmiştim. Friedrich Nietzshe‘nin şu sözleri gelir aklıma :

İnsanları sevdiğinizi söylüyorsunuz. Ama daha derine indiğinizde sevdiğinizin onlar olmadığını göreceksiniz. Siz bu sevginin içinizde yarattığı duyguları seviyorsunuz…

Hal durum böyleyken, bana dışarı çıkmam için gerçekten mantıklı birşeyler söyleyebilir misiniz? Bekliyorum..

Benzer Yazılar

Yorumlar

  • kaya bag , 12 Temmuz 2010 - 21:54

    Sevgili uğur senin siteni Nietzsche nin yazılarını google da ararken buldum. ve diğer yazılarını da okudum. bu tür fikirler konuşarak ortaya çıkmaz sanırım. analizler doğru bence, yazıların güzel, düşündürücü nitelikte.
    kızlar konusuna gelince aşk maşk hikaye, önemli olan paylaşma arzusu, seks, birliktelik. ben evlendikten sonra bu kız saçmaları son buldu, saçma konuşmalar da son buluyor. sanırım genç yaştasın, benim gibi 40 ları geçince daha kolay anlaşılıyor. ama sözlerim beyhude bunları yaşamadan öğrenmek imkansız.

    bir de tavsiyem var. Türçe “de, da, miydi” vb ekler kelimeden ayrılarak yazılır. bunlara dikkat edersen yazıda duraksamaya yol açmayacak. Nietzsche 46 madde yazından faydalandım, tam işime yarayan bir özet oldu, Türkçesini bulmakta zorlanıyordum, arkadaşlarımla paylaşmak için. çok teşekkür ederim.

  • Uğur Eskici , 12 Temmuz 2010 - 22:11

    Sanırım herzamanki gibi bilmenin en iyi yolu deneyimlemekten geçiyor. Umarım söyledikleriniz, çoğu insan tarafından da tecrübelerle sabitlenmiş bir durumdur. Diğer türlüsünü düşünemiyorum çünkü.

    Tavsiyeniz için teşekkür ederim. Bundan sonra bu konuda daha dikkatli olmaya çalışacağım. Yardımım dokunduysa da ne mutlu bana :)

  • neda , 27 Ağustos 2010 - 22:26

    kadinlar egoist degildir buna emin olun..hersey karsiliklidir… herkes kalbinin karsiligini alir..ve dusunceler…olumlu dusundugunuzde kendinizi iyiye ve guzele odakladiginizda bu her anlamda size geri yansir..olumsuzundada durum aynidir…bu da geri yansir..tamamen ayni sekilde..kisacasi bu size bagli..
    zaman israf edilemeyecek kadar degerli..bu yuzden ona daha fazla deger vermemiz gerek..ekran basinda onu oldurmeye calisacagimiza daha iyi ne yapilabilir diyerek hala vaktimiz varken iyi icin yasamamiz ve bunu soyut olarak degil somut bir sekilde sevdiklerimizede gostermemiz ileride bunun pismanligini yasamamamiz icin ve herseyden onemlisi kendimiz icin cok onemli..iyilik ve guzellik adina..insanlik adina ..ves’selam

  • Uğur Eskici , 30 Ağustos 2010 - 12:53

    Aslında kullandığım cümlenin anlamı kadınlar=egoizm olarak değilde, bayanların oldukça yüksek bir kesiminin egoist olduğu idi. Bu da kalan kısmını ister istemez göz ardı edecek bir durum oluşturuyor. Aslına bakarsanız “iyilik yap iyilik bul” yada secret’dan çakma “iyi düşünün, düşünceleriniz evreni dolaşsın ve iyilik sizi bulsun” yada “ponpon kızı kurtar, dünyayı kurtar” konuları sadece varsayımlardan ibaret birşey. İnsanlar olumlu düşünerek, olumsuz oluşumları bilinçaltı görmezden geliyor. Dolayısıyla ona herşey güzelmiş gibi bir izlenim bırakıyor. Buda secret türü akımları oluşturuyor.

    Fakat bunların çoğu bir kaçış planıdır. Kendinizden, korkularınızdan, aileden, sosyopatlardan, insanlardan kaçmaktır. İyiye ve güzele odaklanmak korkaklık olarak değerlendirelebilir. Dünyanın gerçeklerinden kaçamazsınız. Burada kötülerin olduğu gibi, iyiler de var. İyiler olduğu gibi kötülerde var. Buradan çıkarımınız benim olaylara ve kişilere dahası dünyaya olumsuz baktığım ise tamamen yanılıyorsunuz. İyimser yaklaşımımın kendimi hırpaladığını ve bunu farkedip vazgeçtiğimi, pes ettiğimi düşünüyorsanız daha çok yanılıyorsunuz. Burada demek istediğim, bu kadar pisliğin olduğu bir yerde, dışarıda arayışlarda bulunmanın zaman kaybı oluduğu. 4 yapraklı yoncayı bulmak için çok zahmetli bir uğraş bu. Artık dünyada ahlak diye birşey yok, o öldü!

    Konudan uzaklaşmadan, kadınların çoğuna egoist dememin nedeni; hiçbir bayan kocası yada sevgilisi için bakım yapmaz! Sadece çevredeki diğer dişiler içerisinde en güzel olabilme içgüdüsü ile saatlerini ayna karşısında harcaması. Yada diğer kızlar içerisinde gereksiz rekabet başlatmaları, erkeğinin ana düşüncesini anlamadan düşüncesiz isteklerde bulunması, lisede yada üniversitede ilgileri üzerine çekmek için erkek cinsiyetini tahrik edici hareket kıyafet seçimlerinde bulunmaları ve güzel görünme çabasının arkasında yatan nedenlerin büyük bir kısmı egoistliğin örneğidir sanırım. Burada kadın düşmanlığı yapıyor gibi algılanabilirim, fakat böyle birşey yok. Sadece izlenimlerimi yazılara döküyorum. Belki de House M.D. modeli en mutlu insan modelidir :) Karamsar bir insan değilim, asosyalde değilim sadece gördüklerim dünyada çok fazla aptal insan olduğunu gösteriyor. Belki de yanılıyorumdur. Belki de yanlış tespitler gerçekleştirmiş olabilirim. Ama kaya bey’in tecrübeleri olsun, tanıdığım diğer insanların tecrübesi olsun, dediklerimi doğrular nitelikte. Bem tüm bunlardan kaçmıyorum, sadece uzak durmayı tercih ediyorum.

  • neda , 31 Ağustos 2010 - 18:54

    Sizin pesettiginizi düşünmüyorum..kadınlara bakış açınızı ise yaşadıklarınıza yada gördüklerinize verelim..uzak durmanız ise uğraşmamak için haklısınız…yalnız iyi ve güzel olana odaklanmazsanız bu mesafe koyma olayı zamanla sizi kendi içinizde egoiste dönüştürecek..aslında uzak durmaya çalışırken bile işin içinde bir bencillik var ama gizli..bunlar kesinlikle kötülüklere yada kötüden bir kaçıs planı değil..biz her kavramın zıttının yaratıldığı bir dünyada yaşıyoruz..iyi varsa kötüde var..güzel varsa çirkinde var..doğru varsa yanlışta var..bu yüzden uzaklaştığınızı düşünürsünüz ama aslında yakınlaşırsınız..size iyilik yapıp iyilik bulun demiyorum iyi düşünürseniz asla kalbinizde kötülüğe yer vermezsiniz..kötünün kötülüğün tanımını her zaman bilirsiniz bunun her zaman farkında olursunuz..ama asla onlardan olmazsınız ..çünkü siz kötünün zıttını seçerek tarafınızı belli edersiniz..ve bu doğrultuda kendinize ait bir mücadeleniz olur..yok ben herşeyden bağımsız yaşamayı tercih ediyorum bana dokunmayan yılan bin yaşasın derseniz bu sizin inanç sisteminizde bir arıza olduğunu gösterir..

    ben insanların inançsız yaşayamayacığına inanan biriyim..müslümanı hristiyani yahudisi budisti hatta ateisti ..hepsinin iyi yada kötü inançlari vardır..bizim tasvip ettiğimiz yada etmediğimiz..ateistler için inançsız derler..Allah’ın varlığını Kabul etmediği için inançsız gibi görülürler bu tamamen yanlış çünkü inanmayi seçtiği şey bu düşüncedir farkında değildir ama inanç sahibidir reelde…İnsan yapı itibari ile oğrenmeye bilgiye açtır..her alanda kendini geliştirip yetiştirmek ister..bu yüzden farklı yaratılmıştır….eğer yaşamı sadece mide ve tuvalet arasında gidip gelmek olsaydı , uyku dışında şehvete dayalı ihtiyaçlarını giderseydi ve bunun dışında bir arayışı olmasaydı bugün “ insan=hayvan “kıyaslaması daha doğru olacaktı..ve evet o zaman hepimizin atası darvinin dediği gibi maymunlar olacaktı..bu yüzden insan arayışı bıraktığı vakit malesef kendini hayvandan daha aşağı bir seviyeye düşürebilir…
    gelelim ahlaka ..ahlak insanların kendi yaşam biçimleridir..bu yüzden yok olması imkansızdır…insana binen değer bunun üzerinden verilir..yaşam biçiminiz ne ise ahlakınız odur.. peki ahlak nedir? bana göre ahlak bir kadının dışarda kahkaha atmamasıdır..yada bir erkeğin bir kadına rahatsız edici gözlerle bakmamasıdır..sokakta yardıma muhtaç insanlara yardım etmektir….beğendiğiniz bir çiçeği dalından koparmamaktır…küçük çocukları gördüğünüzde onlara sevgi ile bakabilmektir..sizden yaşça büyük birinin karşısında bacak bacak üstüne atmamaktır..kuş seslerini duyduğunuzda bunu saygıyla dinleyebilmektir..yada bir kedinin başını okşamaktır…güzel konuşabilme becerisidir..yürürken adımlarımıza dikkat ederek karıncaları ezmemektir..daha fazla iyilik için mücadeledir..kötülükleri bile iyilikle kovabilmektir..yaşayan soyut somut herşeye saygı duymaktır..buda sizin yaşam biçiminizdir..yaşam biçimiz ise ahlakınız…insan öldükten sonra geride bıraktığı şey ahlakıdır..ve geride kalanlar onu her zaman iyi yada kötü ahlakıyla hatırlar..iyi ahlaklımı kötü ahlaklımı burası ise onun kendi seçimidir..iyide olabilir kötude..

    kadınlar yaratılış itibari ile malesef süse düşkün..güzel görünmeye ilgili..fakat bunu kadınlar yapmayacakta erkekler mi yapacak..tamam yapan erkekler var ama onlarında bir adı var zaten, kadın egoist olduğu için süslenmez..güzel görünmek için süslenir, kendi için eşi için arkadaş ortamında öne çıkmak için hatta keyfi bile yapar bunu..ama yapısı böyle nasıl değiştirilebilirki…erkeklerde kadına göre bence duygusuz..daha donuk..açıktan bir şeyi söylemedikçe anlamayan bir yapısı var..evet kadına göre daha saf..ama azıcık daha düşünebilse bence problem kalmayak zıttını anlama konusunda, sanırım çok uzattım..son olarak şu insanların aptal olma konusuna gelelim..aptallık görecelidir ve konusuna göre değişir..insan birseylere iftira atacaği zaman önce kendini sorgulamalı ve kendisi ne kadar kusursuz bunu bir görmeli..hiçkimse kusursuz değil ve kusursuzu arama hakkına sahip değil…bu yüzden insanlara aptal deme hakkınız yok..bunu derseniz onlara cevap hakkı doğar

  • Uğur Eskici , 02 Eylül 2010 - 21:12

    Bana dokunmayan yılan demeyelim de, daha çok uçurumun kenarında durma ile birkaç adım geride durmak gibi birşey. İnsan kendini güvende hissetmek ister. Bu insana özgü davranışlardan birisidir ve maslow teoriminde de yerini almıştır. Uçurumun kenarında durma veya birkaç adım geride olmanın hem davranışsal, hem de nedensel farklılıkları var. Bu ayırdımı doğru yapabildiğimiz oranda insanları doğru anlayabilir ve algılayabiliriz. Şu bir gerçek ki devlet kavramının olduğu yerde özgürlük diye bir şey yoktur. Dolayısıyla insanın kendini güvenli bölgeye çekmemesi için bir neden yok. Evet sadece kendini düşünmek, kendi menfaatlerini gözetmek durumu bencilliktir ama uçurumun kenarında durmamayı tercih etmek bencillik değil, olasılıkları göz önünde bulundurarak hareket etmektir. Dikkatli davranmak
    ve temkinli olmaktır. Bir insanın kendini güvene alma içgüdüsü maslow teoriminin de 2inci basamağını oluşturmakta, ki bu da tüm yaşam formlarının doğal bir davranışı eğilimi olduğunu gösteriyor.

    Bir insanın kesinlikle bir yaşam amacı edinmesi ve mücadele etmesi gerekli. Yaşam amacı da kolay elde edilebilir olmaması lazım. İnsan mücadele ruhunu bıraktığı anda kimliğini kaybeder ve kendini boşlukta sanma sanrılarına mahkum olur. Yaşam amacına yönelik olarak adımlar atan insanlar başarıya diğerlerine göre daha yakın olanlardır. Evet, iyi bir amaç edinme, mücadele etme ve savaşma, bu konuda hemfikiriz….

    Ahlak, çok göreceli ve karaktere göre değişebilen birşey. Bir noktada dediğiniz gibi ahlak yaşam biçimidir. Ama sizin ahlak için olan örneklendirmeleriniz, bana göre iyi bir insan olma ve davranışlarına işaret ediyor gibi. Daha çok insanın yetiştiği bölge, yetiştirilme tarzı ve sosya-kültürel yapısına bağlı olarak değişebiliyor. Kapalı bölgede bir yetişen erkek, dekolte giyinen bir bayanı gördüğünde hem dini, hem de kişisel olarak çok da iyi şeyler düşünmeyeceği varsayımını ele alırsak bu durum ne kadını, ne de erkeği ahlaksız kılar. İnsan öldükten sonra arkasından göz yaşı döktürebiliyorsa, iyi bir insan olduğunu düşünebiliriz. İyi bir insan olduğunu varsayarsak, içinde bulunduğu insan toplumunun kural ve ahlak anlayışına uyduğu çıkarımına doğal olarak varabiliriz. Fakat benim demek istediğim bir şekle bürünmek ve kurallara uymak, ne inanılan ahlakın iyi olduğunu, ne de ahlak olgusunun gerçekten var olmasına gerek var mıdır sorusunu getirdiği.

    Ama tüm bu düşüncenin dışında ahlak öldü dememin nedeni, insan davranışlarının geçmişten günümüze çok hızlı değişmesi. Bugün ben bir bayanın blog sitesinde farklı erkeklerle yaşadığı cinsel ilişkilerin detaylarını okuyabiliyorum. Önceleri kadınları akşamları dışarı çıkamazmış. Bu demek değil ki günümüz bayanları ahlaksız, eskileri ahlaklı. Sadece toplum ahlakına uyacaksak ki bir önceki paragrafta biraz bahsettim, ataerkil bir toplum olduğumuz için evin reisi erkek ve yuvayı da dişi kuşun kurduğu. Günümüzde bir çok kızın konuştuğu (özellikle genç kesim) konu erkekler ve kız arkadaşlarının erkek arkadaşları ve yaptıkları. Bana göre de ahlak, sizinkilere ek olarak empati kurabilme çabasıdır. Herkez kuramayabilir o ayrı konu, en azından gayret sarfetmektir. Ama ataerkil toplum kurallarını hiçe sayan insanların ve bencilliklerin çeşitlenmesi; ek olarak empati kuramayan insanlar sayesinde ahlak ölmüştür. İstediğiniz kadar iyi olan nitelikleri taşıyın, birgün sizi umursamayan bir insan beliniz öyle bi büker ki, ya içinize kapanırsınız veya o kişiye dönüşmeye başlarsınız. Bir noktaya kadar dayanır ardından deprosyana sürüklenirsiniz. Ailenizin olmadığı bir ilde hiç yaşadınız mı? veya şehir dışına tek başınıza çıkıp tanımadığınız insanlarla ne kadar konuştuğunuz bilmiyorum ama bu dünyayı tozpembe olarak görmek, ileride ruhsal ölümünüzü hızlandıracaktır. Gerçi siz tozpembe görüyorsuzu, bakış açınız tamamen yanılsama demek istemiyorum. Sadece iyi birisi olmanız, başınıza iyi şeylerin geleceği anlamına gelmez. İyi düşünerek kalbimizi iyiliklerle doldurur ve kötülüğe yer bırakmıyor olabiliriz ama, birisi iğneyi balona batırdığı an tüm o güzellik sönecektir. Kişilik olarak ya güçlü bir karaktere sahip olmamız gerekir, ya da inançlarımıza canımız pahasına bağlı kalmalıyız.

    Fakat genel anlamda kişinin ahlakı yaşam biçimidir. Bunda hemfikiriz ama öldükten sonra da arkadamızdan kötü hatırlanmamız, yine de bizi kötü yapmaz veya iyi şeylerin söylenmesi bizi iyi yapmaz. Bir noktada olayın içine vicdan meseleleri giriyor. Önemli olan doğru şeyleri yanımızda HİÇKİMSE yokken de yapabilmektir. Bazı şeyleri toplumdan izole edip kendimize saklayabiliyorsak, insanlara sadece istediğimiz şeyi gösterebiliriz ama buda ahlaksızlığın daniskası olurdu. Ahlak öldü diyorum çünkü 2 parmak mini etek, derin göğüs dekolteleri giyen bayanlar, yanındaki kız arkadaşını korumayan, anlamaya çaba göstermeyen algılamayan ve saygı göstermeyen, aile sorumluluğunu üzerine almayan erkek cinsiyetinden bahsediyoruz. Halbuki ataerkil toplum olarak bu oluşumların karşısında durabilmek gerekmez mi? Ama boşanma oranları artıyor, cinayetler, tecavüzler, hırsızlık gasp…. Size göre yaşıyor olabilir ama rakam ve oranlara bakarsak toplum düzeni gitgide bozuluyor. Artan huzursuzluk oranı toplum ahlak ve kurallarının bozulduğu/uyulmadığını gösteriyor. Dolayısıyla ahlak her geçen gün ölüyor…

    Kadınların kendilerine bakmalarını lafım yok. Pek ala bakımlı bir kadını görmek benimde hoşuma gider ama demek istediğim çoğu bayanın bu davranışı sergilemesinin altında yatan nedenin, güzel görünmekten çok içten bir hesapları olduğu. Beğenilmeme korkusundan çok, en güzel kız ben olmalıyım, erkekler bana bakmalı, dikkatleri üzerime çekmeliyim, beğenilmeliyim ve bende bütün bunlarla mutlu olmalıyım duygusu. Bu davranış kişinin kendini öne çıkarması eğilimi, yani bir nevi bir egoizim olduğundan bahsediyorum. Erkekler için dediğiniz herşeye katılıyorum. Büyük bir oranla duygusuz ve seks için yaşayan erkek kitlesi, kalan diğer erkeklere göre çok daha fazla. Belki de siz benim tasvirlediğim çerçevenin dışında olduğunuzu düşünerek yanıtladınız ya da hemcinslerinize gelen bir cümleden rahatsız oldunuz; ama bu yazıya vakit ayırmanız ve düşünceleriniz, bu çerçevenin zaten dışında olduğunuzu gösteriyor. Bu demek değildir ki dişi cinsiyetinin büyük bir oranının egoist olmadığı yada bu demek değildir ki erkeklerin büyük bir oranının çiçek gibi olduğu. Aklımdayken vakit ayırdığınız için teşekkür ederim :)

    Son olarak şu aptallık konusu; aslında bu size gönderdiğim ufak bir soruydu. İnsanların aptal olduğunu elbette düşünmüyorum, aslında sadece bir bayan olarak böyle bir cümleye vereceğiniz (bu konuya geri dönme ihtimalinizi de denemek ve öylesine yorum yazmadığınıza kanaat getirme düşüncesi) tepkiyi ve cevabınızı merak ettim. Duyarlı ve karşıt düşüncelere açık, düşüncelerini açıklayan bir kişi olarak bu olaya bakışınızı görmek istedim. Ama kusursuz bir yaratılım; evet yoktur bunun farkındayız. Lakin kusur arama hakkına, o şeyi kullanıcaksak sahibimiz gibi sanki. Genel geçer eksiklere tamam diyen bir düşünce akışı, zaten o şeyin kusurlu olduğunun farkındadır ama yinede mutludur, çünkü kendi seçimidir bu. Belkide kendince en iyi seçimi yapmıştır. Ama yine de insalara aptal deme gibi temel bir amacım yoktu, tam tersine amacımı az önce belirttim. Kaldı ki bu konudaki yanıtınız beni ayrıca mutlu etmiştir.

  • neda , 04 Eylül 2010 - 20:46

    rica ederim..yazdiklariniza katiliyorum..basarilar….ves’selam

  • Kemal ONUR , 06 Eylül 2010 - 01:45

    “psikolojik saçmalatmacalar” işte… :)

  • kamil , 06 Eylül 2010 - 03:32

    arkdaşım çok güzel yazmışsın insan kendini nerde rahat, mutlu hissediyosa orda zaman geçirmeli ancak sana hatırlatmam gereken bikaç şey var insanlardan kaçarak günün büyük bi bölümünü pc başında geçirerek psikolojini bozma yolunda emin adımlalrla ilerliyosunn okanın dediği gibi hayat sokaklarda çık ve gerçek hayatla tanışş ::)

  • isimsiz , 15 Eylül 2010 - 22:26

    Tek kelimeyle inanamadım .
    Erkek halim ve onun bir erkek olarak yaşadıkları .. Bu kadar aynı olamaz , sanki önceden yazdığım , kendi ellerimle yazdığım bir yazı okur gibi .. Oldukça şaşırdım .

  • Uğur Eskici , 15 Eylül 2010 - 22:46

    @neda, Teşekkür ederim, sizede :)
    @kemal, Valla bi ara beni dışarı çıkar da temiz hava alayım :p
    @kamil, dediğim gibi bunu bir kaçış olarak nitelendirmek yanlış. Yaptığım şey kaçmak değil, tam olarak olmasa da az çok yukarıda ne olduğun yazdım :)
    @isimsiz, senin tecrübelerini de dinlemek isterdim açıkçası.

  • isimsiz , 17 Eylül 2010 - 19:51

    Açıkçası dinlemiş gibi yazmışsın zaten .

  • Uğur Eskici , 17 Eylül 2010 - 22:35

    En azından benzer düşüncelere sadece kendimin sahip olmadığını görmek sevindirici :)

  • isimsiz , 18 Eylül 2010 - 22:11

    Evet evet fazla benzer (: Mesela hergün okuyorum bu yazıyı , ” yok aslında bence böyle değil ” dediğim yer bulamıyorum !

    Ayrıca ; bizler asosyal değiliz . Kendimize ayırdığımız masum ve yapmaktan keyif aldığımız şeyleri ön planda tutan ve bunlar zedelenmesin diye onları o masum kaplarında muhafaza ediyoruz .. Ki o kapta evdir ev ! Niye başkalarının pis ve çıkarcı davranışlarıyla kirlensinler ki ?

  • Uğur Eskici , 19 Eylül 2010 - 19:55

    Evet, oldukça haklısın. Aslında ilk dışarıdan bakıldığında asosyallik olarak yargılanıyor bu davranış. Fakat en azından belirttiğim fikir ile asosyallik arasında çok ince bir çizgi var. Çoğu kişi tam olarak demek istediğimi anlamadığı için yanlış yargılara varıyorlar. Kaldı ki yakınen tanıdıklarımın da zırt pırt asosyalsin cümlesini kurmaları daha çok canımı sıkıyor. :) Wikipedia asosyalliği şu şekilde tanımlıyor :

    Asosyalizm kelime itibariyle (normal – anormal gibi) sosyalizm in zıttı gibi görünse de herhangi bir ideolojiyle pek alakası yoktur. Asosyalizm asosyal insanların yaşam felsefesi, dünyaya bakış açısı ve düşünce sistemidir. Asosyal insanların da diğer insanlara göre asosyalizmi savunmak için bir takım sebepleri vardır.

    Fakat isimsiz’in belirttiği gibi bazı keyif alınan soyut/somut şeyler, değer yargılarımızı koruma adına, sadece bir adım önde değil, bir adım arkada kalarak gerçekleştirilen bir muhafaza çabasıdır.

  • isimsiz , 26 Eylül 2010 - 11:40

    Mutluluk verici böyle insanların olduğunu bilmek en azından (:
    Çünkü gerçekten ” bende bir sorun mu var ? ” dediğim anlar çoğalmaya başlıyordu ki , bu yazıyı gördüm .

    Sağol (:

  • Uğur Eskici , 27 Eylül 2010 - 14:02

    Asıl ben teşekkür ederim :)

Yorum Yazın

Su elementleri kullanabilirsiniz : <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong> <pre lang="" line="" escaped="" highlight="">

Bu siteye yorum yazmış biri olarak daha sonra gelipte birgün, "yazılarımı silin" gibi konularda haklı olduğunuzu düşünüyorsanız çok fazla Amerikan filmi izlemişsiniz demektir :)

Arama
Beni Yukarı Çıkar