Şuanda beynimde bilmem kaç promil alkol varken yazıyorum bu satırları. Saat olmuş yine gecenin bir yarısı.. O günden beri olduğu gibi, bu akşam da sağa sola çarparak zar zor masamın yolunu buldum. Neden bilmiyorum, sürekli nedenini soruyorum kendime ama bilmiyorum. Unutmak için beynimi uyuşturmanın çözüm olabileceğini düşündüm. Günlerce içip içip sızdım. Haklı olduğumu da sanırdım hep ve aslında giderdi de aklımdan bianda; Oysaki yarım saat sonra çok daha kötü bir şekilde her yerde o belirirdi yine. Bir beyin ereksiyonu başlar ve kurtulamazsın düşüncelerden.. Saat kaçta uyuya kaldığını hatırlayamazsın.. Uyandığında, uyuduğunun farkına bile varamazsın.. Yastığı kafana vurur ve uyursun yine sanki tüm gece uyanık kalmış gibi..
Hayatından çıkar giderim dedim; ama o kadar da kolay olmuyormuş. Arınamıyorum tüm uğraşlarıma rağmen.. Gözlerim doluyor her aklıma gelişinde, siliyorum hemen “dur lan kendine gel” diyorum. Bi b*ka da yaramıyor zaten bu cümleler, ama o andan bir süre kurtulabiliyorum; kendimden; evet. Kısa bir süre kadar da olsa.. Keşke bu kırıklıkları deneyimlemek zorunda olmasaydım… Olmasaydık… Severek ayrılmak.. Lanet olsun…
Bugün 20 Ağustos ve bugün diğer günlerden çok daha farklı olabilirdi. Bugün diğer günlerden çok daha özel olabilirdi. Sarılır ve denize bakarak saatlerimizi geçirebilirdik.. O yine her zamanki gibi başını omzuma koyar, ben de saçlarını okşardım, koklayabilirdim. Sokak ortasında yine dans edebilirdik ve bazen birisi ona baktığında hayvan gibi kıskanabilirdim.. Bırakmazdım ellerini.. Akşamları veda edip geri dönerken gözlerimin dolduğu gibi, o anlarda da bazen dolardı fakat bunları ondan saklardım.. Her bana yaslandığında korkardım da bazen.. Suratımda da aptal bir gülümseme ve niye gülüyorsun sorusuna cevap verememe durumları işte.. Elini tutmaktan terlemek ve ısrarla hiç bırakmama dürtüsü.. Sağa sola bakardı bazen de ve “ne düşünüyorsun” derdim sürekli; oysaki gözlerinde görürdüm mutluluğu ve birşey düşünmediğini zaten hep bilirdim. Ve bana “hiç, bişi düşünmüyorum” derdi.. Anılarda kaldı herşey..
Fakat bu dünya’da yolunda giden tek şey, hiçbir şeyin yolunda gitmeyişidir.. Bugün çok daha farklı olabilirdi; 20 Ağustos diğer günlerden bambaşka olabilirdi..
Ama olmadı, beceremedim.. yapamadım.. Bu hayatın bana verdikleri ve benden aldıkları sürekli kapışıyor, tercih bile yapamıyorum.. O kadar hızlı ki herşey, olan olduya dönüşüyor ve başım dönerken buluyorum kendimi her akşam.. Uyandığımda yere devrilen boş şişelere anlam veremiyorum.. “Noldu lan” diyorum kendi kendime, biraz da alkolün verdiği baş ağrıları ile.. Ama sonra hatırlamaya başlıyorum.. En çok da “keşke vaktimi boşa harcamasaydım” cümleleri yakar ya gönlümü.. 2 defa ölür de dirilirim.. Belki de hiç dirilemedim, bilmiyorum..
Her şeye rağmen dünya dönüyor ve ardında asık veya gülen yüzler bırakıyor işte. Hayatımda keşkelere yer vermemek için çoğu zaman içimden geldiği gibi hareket ediyorum. Her anıya saygım var ve kimsenin bunu kirletmesine de izin veremem.. Aklıma gelir hep sonrasında yine şu şarkı sözleri:
“Hello darkness, my old friend. I’ve come to talk with you again..”
Gözlerimi kapadığımda başım dönüyor ve kendimi yorgun hissediyorum. Açtığımda ise yine o aklımda.. Kapıyorum ve yine başım dönüyor.. Böyle boktan bir şeymiş işte sevmek..