Bazı anlar oluyor ki duygularınız karşısında kendinizi tutmanız gerektiğini biliyor ama o an geldiğinde aldığınız karar veya vardığınız düşüncenin yanından bile geçemediğinizi görüyorsunuz. Şuana kadar aşkın olduğu yerde mantığın olamayacağı düşüncesindeydim. Şuana kadar da yaşadıklarım, düşüncelerimi hareketlerimin doğruladığını gördüm. Fakat doğru olan bu olmamalıydı (istisnai durumlarda ve örnekleyeceğim konu istisnaidir). Olan durum karşısında olabilecekleri düşündüğünüzde ve bu olabileceklerden 3üncü bir kişinin etkilenme ihtimali varsa çizdiğimiz çizgide çok sert bir şekilde durmamız gerektiğini düşünmek kaçınılmazdır. Sınırlar geçilmemek için çizilir. İnsanın kendini durdurması çok zor gerçekten ki; bu uğurda yalanlar söylebilme, çevresine sahte davranışlarda bulunma yönelimine bile gidebiliyor. Ama özgün olmak vazgeçilmez olmalıdır. İçtenlik doğallık çok önemli şeyler, en azından benim için.
Bir abimizin tezinde yer alan bir cümleyi yazıyorum size : “Paranın insanlar arasındaki gerçek değeri, olanlara sağlayacakları yarara göre değişkenlik gösterir ve bununla beraber para bir yan araçtır. Yan araçlar, sıcaklık, mesafe gibi belirli bir aralığa sahip ölçeklerle ölçülebilirler. Fakat bunlar toplanıp çarpılamaz ve çok değişkenli durumlar (birden çok özellik, alt özelik, hissedarlar ve karardan etkilenecek kişiler gibi hiyerarşik yapıya veya ağ yapısına sahip durumlar) için karar verirken kullanılamazlar. Aklımızdaki kriterlerin hepsini işin içine katarak bir karar oluşturabilmek, en az ana özelliklerin ve çıktıların ölçümünün yapılabilinmesi kadar önemlidir.”
Buradan yola çıkarsak duygusal arayışlarımızdaki başarısızlıklarımız nedeni aslında bir karar alamamız mıdır? Yada duygusal arayış, öncesinde bir karar almayı mı gerektirir? Örneğin bir bilgisayar satın almadan önce minimum özelliklerini kafamızda yazar ve çizeriz. Satın alacağımızda bu özelliklerin fiyatlar ile ilişkilendirip bir kıyaslama içerisine girer (kimi zamanda fiyata bağlı olarak belirlediğimiz modele yakın başka bir model parça ile değiştiririz) ve çıkan en iyi sonucu gösteren bilgisayarı satın alırız. Ama aşk somut mudur bu bağlamda? Duygusal anlamda bu teori gerçekliliğini sürdürebilirmi sizce? Aynı bölümde diyor ki; “çok değişkenli durumlar için karar verirken kullanılamazlar”. Buda sahip olduğunuz aşkın içerisinde etkilenebilme ihtimali olan bir 3üncü kişi varsa bu teoremin uygulanamacağı anlamında (örnek istisnaidir ve içerisinde 3üncü bir kişi vardır). Ve sözü geçen “-aklımızdaki kriterlerin hepsini işin içine katarak bir karar oluşturabilmek, en az ana özellikler ve çıktıların ölçümünün yapılabilmesi kadar önemlidir.” ‘e göre bir ilişkinin sonunu görmek/görebilmek veya birtakım varsayımlar üzerine tahminler yürütmek dolaylı veya dolaysız bir karar almamıza neden olur. Ve buda bizi az önceki soruya götürüyor. Duygusal arayış bir karara bağlı olarak mı bulunur/bulunabilir? Yada karara bağlı olarak bulunan aşk gerçekten salt aşkmıdır? Aşkın olduğu yerde mantığın olmadığı düşüncesini varsayarsak, bir karar alamayız ve bu bize sonsuz bir mutsuzluk döngüsüne sokmazmı? Ve bu döngüye bizi sokan duygusal arayışlarımızın boş çıkmasıdır. Ve günümüzde yapılan mantık evlilikleri sahte mutluluktan öteye gidemez ki bu durum ayrılığa sürükler yada katlanabilme durumuna göre içte mutsuz bir şekilde devam eder. Bu durumda ilk görüşte aşk ve 2 tarafın duygularını teyit etmesi, onları dünyadaki cennetin kapılarına götürür.
1846 yılında Weber, örnek olarak, insanların ellerinde tuttuğu biri 20g biri 21 g olan iki ağırlıktan ağır olanını ayırabildiklerini fakat ağırlıklardan biri 20 gr ve diğeri 20.5 gr olduğunda birbirlerinden ayıramadıklarını bulmuştur. İnsanlar yine aynı şekilde 40g ve 41g’ı ayıramamış fakat 40g ve 42 g’ı ayırtedebilmişlerdir. Ve bu durum katlanarak devam ettiğinde yine aynı tür sonuçları elde edilmiştir. Bu durum bize, uyarıcı s unsurunu ayırtedilebilir duruma getirmek için en az Δs kadar arttırmamız gerektiğini söylemektedir. Böylece hislerimizin s ve s+Δs arasındaki farkı ayırt edebileceği noktaya ulaşmış oluruz. Δs’e hissedilebilir fark denir(HF). r = Δs/s oranı s’e bağlı değildir. Weber’in yasası, hissedilebilir farkın uyaranın belli bir yüzdeyle arttırılması sonucu oluştuğunu söylemektedir. Bu kural Δs’in s’e kıyasla küçük olduğu durumlar için geçerlidir, bu nedenle s’in çok büyük veya çok küçük olduğu durumlarda geçerli değildir.
Yani yaşadığımız 2 aşkı ele alırsak ve arasındaki Δs değerini bulabilirsek, şuandaki ilişkimizin ne derece başarılı olduğu konusunda bir fikir edinmemize yardımcı olur. Eğer aradaki fark (Δs) şuanki ilişkimize verdiğimiz değerden (s) kıyasla pozitif anlamda büyük ise mutluluğun tam ortasındayız demektir. Ve 2inci ilişkinin 1inci ilişkiyi silip yepyeni bir dünya (r) oluşturabilme ihtimali s’in en az Δs kadar fazla olmasıyla elde edilebilecek birşey olması durumudur. Yani r değerinin “0 – sıfır” ‘a yaklaşması ile mutluluğun + sonsuza gitmesi bir kaçınılmazdır. Bu sebeple duygularınızdan emin değilseniz bir kıyaslama/fizibilite çalışması yapmanız size somut bir sonuç vermek için yararlı bir çalışma olacaktır. Ve
yine bu çalışmayı yapma kararı almanız, [aşkın olduğu yerde mantığın yer alamayacağı varsayımı] salt mutluluk içerisinde olmadığınızı gösterir. Buda sizi sadece uçmak istemiş olduğunuzdan dolayı uçtuğunuz gerçeğine götürür. Ek olarak son yaşadığınız veya yaşamakta olduğunuz ilişkinin gücü diğerlerine göre çok daha güçlü olduğunu hissediyorsanız ve bundan da eminseniz bu denklem hesaplamasına hiç girmemeniz gerektiğidir. O zaman benim gibi salt aşkı arayan insalar doğru yoldadır demektir.
-
Ya da tüm bu formalizasyonlar koca bir saçmalık ve o an geldiğinde düşünme gerektiren bu mantık hesaplamasını yapamayacaksınız ki buda sizin doğru yolda olduğunuzu gösterecektir. Sonuç ise; eğer bu dünyada sadece manevi değerlere önem veriyorsanız; belli bir çıkara bağlı olmadan, sadece kalbinizin attığı kişi ile bir ilişkiye başlamanız/girmeniz gerektiğidir durum(lar)/değişken(ler) ne olursa olsun. Ve buda bir neden arayışıdır, yaşama nedenimizi arama arayışı.













Yorumlar
çk karışık be dostum :S ama ayrıntılı ve sanırım gerçekçi
bu yazıma karşı gelen ilk tepki “duygusal manyak” kelimesiydi
Uğurcum yüreğine sağlık çok güzel gerçekten. Özellikle aşkın bu tarafına bakabilmen, mantığın aşkın önüne geçemeyeceğini belirtmen cidden süper. Ayrıca bu yazının devamını da bekliyorum haberin olsun.. Şaşırt biziii
Çok teşekkür ederim koray
Bazı kısımları eksik bıraktım bazı konuları da atladım aslında. Onları da kendimi iyi hissedittiğim bir günde bu yazıyı güncelleyerek düzenlicem
Pingback: Psikolojik Saçmalatmacalar | Uğur Eskici